Seçim Ekonomisi: Hükümetler Bütçeyi Nasıl Kullanır?

Seçim Ekonomisi: Hükümetler Bütçeyi Nasıl Kullanır?

Türkiye’de 2023 seçimlerinden birkaç ay önce kamu işçilerine yüzde 45 zam yapıldı, emekli ikramiyesi artırıldı, doğalgaza zam ertelendi. 2024 yerel seçimleri öncesinde seçilmiş belediyelere bütçe transferleri yavaşladı, muhalefet belediyelerine proje onayları gecikti. Bu tesadüf değil; iktisat yazınında adı var: siyasi konjonktür döngüsü.

Siyasi Konjonktür Döngüsü Nedir?

Kavramı ilk sistematize eden William Nordhaus’un 1975 tarihli çalışmasıdır. Temel fikir şu: seçimle gelen hükümetler, seçilme olasılıklarını artırmak için ekonomi politikasını seçim takvimi etrafında biçimlendiriyor. Seçim öncesi kısa vadeli büyüme, transfer harcamaları, vergi indirimi; seçim sonrası ise birikmiş açığı kapatmak için sıkılaşma.

Bu döngü yalnızca Türkiye’ye özgü değil. ABD’de başkanlık seçimi yıllarında hükümet harcamalarının enflasyon düzeltmesiyle ortalama yüzde 2-3 arttığını gösteren ampirik çalışmalar var. Almanya, Brezilya, Hindistan, Endonezya —seçimle yönetilen hemen her ülkede benzer örüntüler belgelenmiş.

Araçlar: Hükümetler Ne Yapıyor?

Seçim ekonomisinin araç kutusu oldukça geniş:

  • Transfer artışları: Emekli maaşı, asgari ücret, memur maaşı. Geniş seçmen tabanına doğrudan ve hissedilir biçimde ulaşır.
  • Enerji/yakıt sübvansiyonu: Fiyatı baskılamak kısa vadede enflasyonu düşük gösterir, uzun vadede bütçe açığını artırır.
  • Kamu yatırımı dağılımı: Yol, köprü, hastane projelerinin sandık öncesi ivme kazanması veya coğrafi dağılımının siyasi önceliği yansıtması.
  • Vergi ertelemesi: Tahsilat yavaşlatmak, vergi afları veya KDV indirimleri.

Maliyeti Kim Öder?

Seçim öncesi gevşemenin faturası seçimden sonra gelir. Türkiye’nin 2023 seçim döneminin arkasından Merkez Bankası 2024’te faizi yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye çıkardı —bu tarihin en hızlı parasal sıkılaşmasından biri. Enflasyon zirve yaparkenbütçe açığı yüzde 5,4’e yükseldi. Bu iki dinamik birbiriyle bağlantılı; seçim ekonomisinin doğrudan maliyeti.

Seçmenin bundan nasıl etkilendiği de asimetrik dağılıyor. Sabit gelirli, birikimi olmayan gruplar nominal artışı fayda olarak hissediyor; varlıklı kesim nominal artıştan çok reel değer erimesine bakıyor. Reel ücret —yani enflasyon düzeltmesiyle— kayıp büyük olduğunda bile nominal zam “ihsan” olarak algılanabiliyor. Bu psikolojik asimetri seçim ekonomisinin işe yaramasının temel nedeni.

Muhalefet Belediyelerinde Tersine Oyun

Seçim ekonomisinin bir boyutu da merkezi hükümetin muhalefet kontrolündeki yerel yönetimleri kıstırmasıdır. 2019 İstanbul seçiminin ardından İBB’ye özel idare gelirleri azaltıldı, çeşitli projeler Bakanlık koordinasyonuna alındı. Bu Türkiye’ye özgü değil: 2012-2016 arası İspanya’da merkezi hükümet, muhalefet elindeki bölgelere borç yapılandırma koşullarını bilinçli olarak kısıtladı.

Mekanizma her iki yönde çalışıyor: iktidar için seçim öncesi kaynak akışı, muhalefet için seçim döneminde bütçe baskısı.

Seçmen Bunu Fark Ediyor mu?

Araştırmalar karışık sonuçlar veriyor. ABD’de yapılan çalışmalar, seçmenlerin ekonomik politikayı seçim döngüsüyle bağdaştırma kapasitesinin zayıf olduğunu öne sürüyor. Brezilya ve Arjantin’de ise seçmenlerin “seçim rüşveti”ne karşı daha şüpheci olduğu, özellikle enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde bu tür teşviklerin oy dönüştürme gücünün azaldığı görülüyor.

Türkiye’de 2023 sonuçları da bu tartışmaya malzeme sağladı: iktidar 12 puanlık enflasyon ortamında seçimi kazandı ama oy oranı geriledi. Transfer artışları oy kaybını durdurdu mu, yoksa sadece yavaşlattı mı —bunu kesin yanıtlamak güç. Ama ekonomik şikayetin oy davranışına dönüşmesi için çalışan bir alternatif ve güvenilir bir koordinasyon gerekiyor.

Kısa Bir Hatırlatma

Seçim yaklaştığında duyulan “müjdeler”i bu çerçeveyle değerlendirmek, vatandaşın devlet bütçesini daha bilinçli yorumlamasını sağlar. Seçim öncesi artış iyi haberse —ki genellikle kısa vadede öyledir— seçim sonrası fatura da o artışın bir parçasıdır. İkisini birlikte görmek, rakamların arkasındaki dinamiği anlamak için yeterli.

Diğer İçerikler